Beyşehir Tarihi

I.BEYŞEHİR’İN COĞRAFİ KONUMU

Beyşehir, Akdeniz Bölgesinin “Göller Yöresi”nde ve ORTA TOROSLAR’ın arkasındaki yayla çanağında yer almıştır.

KONUMU : Doğusunda Konya, Kuzeyinde Doğanhisar, Hüyük ve Ilgın, Kuzeybatısında Şarkikaraağaç ve Eğirdir, Batıda Yenişarbademli, Güneybatıda Sütçüler, Güneyde Derebucak, Güneydoğuda Seydişehir İlçeleri ile çevrilidir. Beyşehir Yurdumuzun Güneybatısında yer alır. Akdeniz’den yöreyi Toros Sıradağları ayırır. Beyşehir’in en güney ucundan kuzeyine 65 km. kuş uçuşu uzaklığı vardır. Beyşehir, Isparta, Konya ve Antalya illerine komşudur.

ALANI : İlçenin yüzölçümü 2652 kilometre karedir. Bunun dörtte birini 651 km2 alanındaki Beyşehir Gölü ve dörtte ikisini de dağlık alanlar kapsar. Konya İlinde toprak genişliğinde yedinci büyük ilçedir. Toprakları yurt topraklarının 293 ‘de birini ve göl alanı da 1172’de bir oranını oluşturur.
Bir insan kalbine benzeyen ilçe haritasının ortalama en-boyu kuzeyden güneye 65 km, doğudan batıya da 40 km.’dir.

Beyşehir’in toprak yapısı genelde kumlu ve kireçlidir. Güney ve batısından Toros Sıradağları, Doğusundan erenler, Kuzeyinden Sultan Dağı ile çevrili bir kapalı havza durumundadır. Bu havzaya ortasındaki 65l km2 alanındaki Beyşehir Gölü ayrı bir özellik vermektedir. Güney ve batısındaki Toros Dağları muhtelif isimler altında ve yelpaze gibi açılır. Kartos, Dedegöl, Dumanlı, ve Naldöken Tepeleri belli başlı silsilelerdir. En yüksek yeri Anamas Dağları üzerinde bulunan 2890 m. yüksekliğindeki DİPPOYRAZ TEPESİ’dir.

ENGEBELERİ :
A- OLUŞUMU : İlçe toprakları; göl bataklık, ova, koyak, yayla ve dağlardan oluşur. Konya İli’nin jeolojik oluşumu şöyledir. Birinci zamanda Anadolu henüz denizken, ikinci zamanda bu denizin dibine tortular dolmuş, üçüncü zamanın sonunda içdenizin suları azalmış, dördüncü zamanın başında ilin bugünkü engebeleri ortaya çıkmıştır.

Deniz yüzeyinden 1124 m. Ve Konya Ovasından da 100 metre yükseklikte olan ilçe toprakları, dört bir yönden dağlarla çevrili bir çukur alanı kapsamaktadır. Bu yayla çukurluğunun ortasında Beyşehir Gölü ve Güneybatıda da küçük Beyşehir Ovası yer alır. (Yurdumuzda 1000-1200 metre yükseltideki topraklar %30 oranında olup, ilçe toprakları Konya’da yükselti yönünden dördüncü sıradadır.)

İlçe üçüncü dereceli deprem kuşağında yer aldığından, depremler seyrek ve etkisiz ölçülerde görülür. Ancak ilçe merkezinin altında geniş kömür ve yer altı suları bulunduğundan, toprakta oturmalar olduğu, bu yüzden yapıların çatladığının gözlendiği yaşlılarca söylenmektedir.

İlçe toprakları; Ova, yamaçlı ve dalgalı taşlık topraklar olarak özellik gösterir. Dağlık bölgeler genellikle kahverengi topraklar ile örtülüdür. Kuzey düzlükleri Bozkır (step), Göl Çayı boyu da milli (alüvyonlu) topraklardır. Ova ve koyaklar, dar düzlüklerdir.

 

B- MAĞARALARI : İlçe toprakları mağaralar ve yer altı suları bakımından ilginçlik gösterir. Anamaslar ve bu arada çevre dağlar çokluk tebeşirimsi, yumuşak kalkerden oluşmuş
bulunduğundan, anakayaların aşınma, çökme ve çökelme özelliği vardır Bu özelliklerin nedeniyle Anamaslar, yer yer delinmelere, oyulmalara uğramıştır. Bu duruma, karstlaşma sonucu olarak Anamaslar’ da; bol mağaralar, kovuklar ile sayısız düden obruk, yutak ve yeraltı suları oluşmuştur. Onun içindir ki,ilçemizin , mağaralar yönünden dünyada anılır bir yeri vardır. Ayrıca dünyanın en büyük yer altı ırmağının Beyşehir Gölü ile Manavgat Çağlayanı arasında aktığı belirlenmiştir. Torosların Akdeniz yüzünde bulunan Antalya dolayı nasıl mağara ve düdenlerce zengin ise, arka yüzünde bulunan Beyşehir dolayı da o derece mağara ve düdenlerce zengindir.
İlçenin mağaraları çağlayanlı, düdenli, dikit-sarkıtlı mağaralardır.
Türk Mağaracılar Derneği ve bu derneğin işbirliği yaptığı uluslar arası dernek ve uzmanlar, uzun yıllardır Beyşehir mağaralarını gezip araştırmaktadırlar. İlçe mağaraları konusunda çeşitli uluslar arası yayınlar yapılmıştır. Mağaracılık, yeni gelişen bir turizm, spor ve bilim dalı cesaret isteyen bir hobidir.
Sayıları yüzleri aşan ilçe mağaralarının başlıcaları şunlardır.

1- PINARGÖZÜ MAĞARASI :
Türkiye’nin en derin ve en büyük mağaralarından sayılan Pınargöze Mağarası gölün batı yakasında, Yenişarbademli’nin 11 km. batısında, Gölyaka orman yolu üzerinde yer alır. Anamaslar’ın kar suları ile beslenip suyu göle dökülen mağara, dünyanın girişi en zor mağaralarından sayılmaktadır. Ağustos ayında, içinde 166 km hızla rüzgar esmekte, ısı 5 derece olmaktadır.
Mağaraya ilkin 1965 yılında Türk Mağaracılar Derneği Başkanı Jeolog Dr. Timuçin Aygen girmiş bu dernekçe ve özellikle Fransız Alpin Kulübü üyeleri İngiliz, İtalyan mağaracılarınca sistemli biçimde giriş yapılmış, ancak rüzgar, çağlayan, menderes ve kuyuların engellemesi yüzünden yalnızca 12 çağlayan aşılarak 3 km ilerlenebilmiştir. Mağaranın denizden yüksekliği 1550 metredir.

2- KÖRÜKİNİ MAĞARASI :
Dünyanın en büyük mağaralarındandır. 9 km kadar uzunlukta bir yer altı dehlizidir. Çay bu dehlizin bir ağzından girer, öbüründen çıkar dehlizin genişliği ve yüksekliği ortalama 5 metredir. Tabandan su aktığından botla geçilebilir. Dehliz yer yer daralır, Kayalıklara tırmanmak gerekir. Gezisi 7 saat kadar sürmektedir. Bu mağarayı da Timuçin Aygen bulup tanıtmıştır. İlçenin öteki mağaraları gibi her yıl yüzlerce turist çeker. Mağaralar yönünden zenginlik ve ilginçlik gösteren çamlık köyü sınırları içinde yer alır. Bu ünlü mağaranın Batıdakiler gibi ışıklandırılıp yol açılarak astım bronşit ve göğüs hastalıkları için kür yerleri ile lokantalar konarak turizme sunulması şimdilik bir özlemdir.

3- ÖTEKİ MAĞARALAR :
İlçenin birbirinden güzel yüzlerce mağarasından en önemlilerinin adlarını saymakla yetineceğiz .

Mağaraları ünlü olan Çamlık Köyünde; değirmenini, Gerikini, Damlalıini ile Dibekdüdeni, Suludere, Dedetarlası vardır. Balatini, Çobanini ve yer altı inleri yine bu köy yakınındadır. Kurucuova’da Köyini ve İnönü mağaraları, Yeşildağ’da Damlaini, Hatçeniini, Eşekini, Güvercinini, Hacıakif Adasında Adaini ve Başgöze ‘de İnahır mağaraları bulunuyor.
Karstlaşma nedeniyle suları bir mağaradan batıp ötekinden çıkan pek çok mağara çayı vardır. Gembos ile Bayafşar Pınarbaşı düdenleri bunların en büyükleridir. Bayafşar düdeninin sularını Beyşehir Gölünden aldığı sanılmakta ve düden suları Kızılca, Kavak ile Akçalar Ovalarına dağılmaktadır. Dünyanın en büyük yer altı ırmağının Beyşehir Gölünden çıkıp dumanlı Mağaralarından geçerek Manavgat Çayı’na karışan yer altı ırmağı olduğu debisinin saniyede en az 25.000 litre olduğu saptanmıştır.

C- DAĞLARI :
1- TOPLU BAKIŞ :
İlçeyi, Doğudan Erenler (Erenkilit 2319 m), Batı ve Güneyden Anamaslar (2980 m), Kuzeyden de Aladağ (2303 m) ve Sultandağları, Kafadağı (2135 m) kuşatmıştır. Başka bir anlatımla; Akdağ, Konya merkezi ile Sultandağları, Doğanhisar ile Anamas Dağları, Eğirdir, Sütçüler, Manavgat ve Akseki ile ilçe arasında yer almaktadır.
Yüksek ve bol engebeli olan ilçenin sınırları içinde yüzlerce irili ufaklı dağ, tepe bulunur ve yöresel adlar alırlar. Üzümlü, Gencek bucak ve köyleri, genellikle yüksek, engebeli ve sapa alanlarda kurulmuşlardır.
2- ANAMASLAR : Çevre dağların en önemlileri Anamas (Anamos) Sıradağları’dır. Nasıl Beyşehirsiz Beyşehir Gölü anılmazsa, Anamaslar da Beyşehirsiz anılmaz. Toros Sıradağları’nın bir kolu olan Anamaslar, bitki örtüsü ve iklim yönünden özellik gösterirler.

Anamaslar, Beyşehir-Eğridir arasında, Göller Yöresinde yer alır. Antalya Ovasına doğru uzanan Toroslar’ın en yüksek tepesi bu sıradağlar üzerindeki Dedegül tepesi olup, adını dünyaca ünlü Dedegülünden alır. Tepenin yüksekliği 2980 m’dir. Anamaslar, Kuzeyden güneye doğru uzanmakta ve Gidengelmez Dağları ile birleşerek Toroslar’ a ulaşmaktadır.

Toroslar’ın bir kolu olan Anamaslar, İlçede geniş yer tutar ve türlü adlarla yelpazelenerek yayılırlar. Kuzeybatıdan güneydoğu doğrultusunda uzanan Anamas Dağları, batıdan ve güneybatıdan yüksek ve sarp dikliklerle ovaya inerler. Dedegül, Kartos, Dumanlı, Naldöken, Dippoyraz, Anamas yayının başlıca tepeleridir.
Anamas Dağları, İkinci zamanda kalkerden (Kratase) oluşmuştur. Anataşı tortuldur. Kayalar kumtaşlı ve yığışımlı; toprak kumlu ve kireçlidir. Isı farklılaşmasının çok yüksek oluşu, yıllık ayrışmayı artırıp erozyon yaratmaktadır. Bu dağların güney ve batısı gittikçe yoksullaşan ormanlarla örtülüdür.

İlçe toprakları, iklim, Akdeniz ikliminden İçanadolu iklimi’ne geçiş iklimi (gecikmiş Akdeniz İklimi ) olduğundan, çok çeşitli bir bitki örtüsü ile kaplıdır. Doç.Hasan Peşmen, Anamaslar’ın Kurucuova Bölgesinde yaptığı araştırmalarda, bu kesimde 213 tür bitki saptamıştır.

İlçenin öteki dağları fazla bir özellik göstermezler; ormanca yoksul tepe ve taşlıklardır. Sayıları yüzleri bulur.
Ortalama 1150 metre yükseltide olan ilçe toprakları, Genel olarak yayla özelliği gösterir.

AKARSULARI : İlçe sınırları içinde suyu bol ve ulaşıma elverişli olan önemli bir akarsu yoktur. Çoğu göle dökülen akarsuların baskın çoğunluğu, yazın kuruyan dere ve çaylardır. Yerüstü sularının en önemlisi, bir ırmak olmayıp büyükçe bir çay olan ve “KONYA OVASI SULAMA PROJESİ” nin ana kaynağı olan ve Çumra İlçesine kadar devam eden Göl Çayı (Çarşamba Kanalı ) ‘dır. İlçe yer altı suları yönünden de zenginlik ve ilginçlik göstermektedir.

A-YERALTI SULARI :
Dünyanın en uzun yer altı ırmağının Beyşehir Gölü’nün güneyindeki Yeşildağ yöresinden batıp, Dumanlı Mağaralarından geçerek Manavgat Çağlayanı’na karışan Beyşehir
Gölü yer altı Irmağı olduğu, son yıllarda saptanmıştır. Irmağın en az debisi, saniyede 25.000 litredir.
Beyşehir – Yeşildağ Ovasının güvenilir yer altı suları rezervinin 35×10 m3/yıl olduğu ölçümlenmiştir.

Konya çevresinde yer altı suları, güneyindeki Toroslardan doğup kuzeydeki Tuz Gölü’ ne doğru boşalmaktadır. 100-150 metre derinlikteki katmanlardan, sondajlarla 40/50 lt/sn ‘lik elverişli artezyen elde edilebilir. Yerüstü suyu yoksa, ucuz ve yapı gerektirmeyen sondajlama en iyisi olmaktadır.

Konya havzası, 11-12 yıllık periyotlarla kurak-sulak yıllar yaşamaktadır. Beyşehir Gölü’nün kuraklıktan taşkına geçme süresi 15 yıl olarak gözlenmiştir. Konya’da son olarak 1965’den başlıyarak yağışlı peryoda girilmiştir.

B- YERÜSTÜ SULARI :
1- TOPLU BAKIŞ :
İlçenin belli başlı akarsuları, Gölçayı (Çarşamba Suyu), Soğuk su, Sarıöz, Eflatunpınar, Kızoğlu, Gembos, Hamboğazı gibi dere ve çaylardır. Bir kesimi kanal olan Sarıöz Deresi ile Soğuksu, en uzunları ve suları en bol olanlarıdır; kış-yaz kurumazlar. Sarıöz; Aladağ’dan doğar, kollar olarak Yunuslar-Üçpınar üzerinden göle dökülür. Soğuksu ise Yeşildağ’da olup havzası bataklıktır. Bunlar yanında aha pek çok çay ve dere olup, başlıcaları; Ilıca (Mutlu, Köprüçay(Üzümlü), Uluçay (Pınarbaşı), Bakaranevler (Çamlık), Höyüklü (Sevindik), Aşağıçay (Yunuslar), Ozanderesi (Kıreli), Damlaçay (Damlapınar), Kürütlü (Doğanbey), Uşakpınarı (İmrenler), Malanda (Kurucuova), Harman (Köşk), Mezgitözü (Başgöze) ile Göçüçayı (Göçü) çay ve dereleridir.

Bu suların onunda toprak su yatırımı gerçekleşmiştir. Bu sulardan en çok Eflatunpınar ile (650 hektar) tarım alanı sulanmakta olup; soğuk su (750), Eflatunpınar (660), Köprüçay (650), Ilıcapınar (375), Bakaranevler (230), Harman (16) ve ılıca (18) verdilidir.

Toprak – Su Sulama Şebekesi; Kıreli, Aşağıesence ve Karadiken Bölgelerinde gerçekleştirilmesi aşamasındadır.

2- GÖLÇAYI (ÇARŞAMBA KANALI)
Çarşamba Çayı; gerçekte Bozkır İlçesi yakınlarında, Toroslardan çıkıp Konya Ovası’ na dökülen bir akarsu olup, buna 1904 – 1914 yılları arasında açılan Çarşamba Kanalı ile, Beyşehir Gölü’nün fazla suları bağlanmıştır. Gerçi Beyşehir Gölü ile Seydişehir Suğla Gölü arasında bu kanal açılmadan önce de “göl gidegeni “ bir çay akıyordu. Hatta Sarıöz Çayı; Gölçayı’ na Cezaevi – Köprü kavşağında katılmakta iken, sonradan bugünkü kanala aktarılmıştır. Bu göl ayağı üzerinde 7 gözlü bir yıkık köprü olduğunu, bir alman gezgininin gezi yazılarından öğrenmekteyiz.

 

 

GÖLLERİ : Beyşehir Gölü’nü tanıtmadan önce, Anamaslar üzerinde bulunan Karagöl üzerine bilgi vereceğiz:

A- KARAGÖL : Karagöl; Anamaslar üzerinde, Kurucuova’nın 15 km güneybatında, 2500 metre yükseltide, 15 dekarlık alanlı bir krater gölcüğüdür. Doruğun eteğinde göllenmiştir. Batı kıyılarında yalçın, sarp ve çıplak kayalıklar dikleşir. Doğru yanı, çıplak bir düzlüktür. Orman daha aşağılardadır.
Karagöl ‘ün batı yakasındaki sarp kayalıklarda, yaz-kış kar ve su eksik olmaz. Kar suları ile beslenen gölün yalıyarlı olan batısı gömgök ve derindir. İç akışlı olduğu sanılmaktadır.

B- BEYŞEHİR GÖLÜ:
YÜZEYİ : Anamas Dağları’nın eteğinde ve kentin batı yakasında, Akdeniz Bölgesi’nin Göller Yöresi kesiminde yer alan Beyşehir Gölü, yurdumuzun üçüncü büyük doğal gölüdür. Su bolluğuna göre değişen yüzölçümü, orta koşullarda 651 km2’dir. Dünya’nın en büyük Gölü olan Superior’un 127’de biri, yurdumuzun en büyük gölü olup alanı 3728 km2 olan Van Gölü’nün 5’te biri alanındadır. Çevresi 120 km tutar.

Göl, deniz düzeyinden 11.16 m. Yüksekliktedir. 11.20 m. Yükseltideki ilçe merkezi ancak 4 m. Yükseklikte olduğundan, Göl suları kabarınca taşmakta ve bazı kıyı köylerini basmaktadır.

Göl, kuzeybatıdan güneydoğuya uzanır. Göllenme, Batı Toroslar’ın gerisindeki çanakta oluşmuştur.
Gölünün tabanının bir kesiminin geçirimli ve bir kesiminin de geçirimsizlik nedeni ile, gölün bazı kıyı kesimlerinde derin kuyulardan bile su çıkarılmadığı biliniyor.

Göl, sığ olduğundan bazı kışlar donmaktadır. Öyle ki gölün, üzerinden at arabaları ile geçilebilecek derecede donduğu olur. Bazı yıllarda, göl suları iyice çekilir. 1932 yılında yarı yarıya kuruduğu bilinmektedir. Güneyi ile bir kesim doğu kıyıları bataklık ve sazlıktır.

Su yüksekliği şimdiye dek en çok 1128 metreye erişmiş ve bu düzeyde alanı 780 km2 , hacmi ise 5,716 milyar olmuştur. Göl, 4166 km2 drenaj (boşaltım) alanındadır. Su hacmi 1124 metrede 2.790 milyon m3 olup, şimdiki şebeke ile gölden yılda yaklaşık 150 milyon m3 sulama suyu alınmaktadır.

2- TARİHÇESİ : Bazı kaynaklara göre eski çağlardaki adı Karalis Lak olan Beyşehir Gölü M.Ö.1500 yıllarında taşmış ve Konya Ovası’nı sular basmıştır. Bazı kaynaklar; göllenmenin oluştuğu çanağın eski zamanlarda Kroşna adıyla anılan bir ova iken, bu ovanın sonradan Çukurova, Kuruova adlarını aldığını ve aha sonra da ovada göllenmenin oluştuğunu yazarlar. Bir ara da, adı Buhayrei Gurgurum olmuştur.

Yaygın Kül Adası Efsanesi, Kül Adası’nın gerçekten yığma bir ada olması ve bunu kıyı köylerine hala elde bulunan eski salma kağıtlarının doğrulaması; göl alanının sonradan genişlediği kanısını vermektedir. Yine, göl suları çekilince sular altında kalmış bir çok yapı kalıntılarının ortaya çıkması ve bölgenin karstik oluşumlu olup, bu oluşumda düdenleşmenin çok yaygın oluşu bu görüşü pekiştirmektedir. Beyşehir Gölü tektonik olaylar sonunda yereyin çukurlaştığ ya da çöküntüye uğradığı kesimlerde oluşmuş göllerdendir.

 

3- BESLENME – BOŞALMASI :

Göl yerüstü ve yer altı sularıyla beslenmekte, Gölçayı ile üstden ve Beyşehir-Manavgat yer altı ırmağı ile dipten boşalarak Akdenize ulaşır. Bu nedenle de suyu tatlıdır; merkez gibi bazı kıyı köyleri içme sularını gölden sağlarlar.

Karstik oluşumlu olan gölün, kuzeybatı ve güneybatısında büyük düdenler bulunur. Karstik oluşumlu göllerde toprak altı akış yolları kil ve balçıkla tıkanmış ve su emme

yeteneğini yitirmiş olan karstik çukurlarında dolinler, polyeler oluştuğu için Beyşehir Gölünde; düdenler, obruk ve burgaçlar, yer altı suları yaygındır.

Bir gölün su düzeni ; besleyici akarsuların düzenine, yağışa, buharlaşmaya ve sızmaya bağlı olmaktadır.

1967 – 1978 yılları arasında Beyşehir Gölü’nün suları oldukça kabarmış ve taşkından zarar gören arazi miktarı, son yıllar, 1100 hektar ile 2000 hektar arasında değişmiştir. Göl kıyısında Tolca, Gölkaşı, Çiftlik Köyleri ile bir ölçüde ilçe merkezi, taşkından zarar görmüş; taşkın, Tolca Köyü’nde can kaybına yol açmıştır. Ayrıca kanal boyunda da 500-1500 hektar arazi taşkına uğramıştır. Yine Beyşehir – Akseki yolu, karayollarının sürekli bakım ve beslenmesi ile trafiğe sürekli açık tutulabilmiştir. Taşkının temelden çözümü, yeni sulama projesinin gerçekleştirilmesidir.

4- GÖL ÜRÜNLERİ :
Beyşehir Gölü, Su Ürünleri yönünden oldukça zengin ise de yeterince yararlanılamaz. Bunun temel nedeni, göl canlılarının fazla ekonomik ve leziz bulunmayışıdır. Fakat göl, ileri yöntemlerle balıkçılık ve balıklandırma yapıldığında, Anadolu’yu besleyebilecek elverişliliktedir.

Gölde bolca tatlısu balığı ve canlıları bulunmaktadır. Çoğunluğu sazangillerden olan tatlı su balıkları; sazan, akbalık, kızılkanat, sıraz, gökçe, çamurca, kaya ve yılan balıklarıdır. Ayrıca, kerevit, kaya midyesi, yengeç, kurbağa, sülük, su yılanı, su faresi, su kaplumbağası da bolca bulunur.

Gölde su hayvanları yanında; su sümbülü, binyaprak, kofaotu, yabani nane, saz kamışı otu, tuz otu ve ayrık gibi göl bitkileri de vardır.

Göl, kuşlar yönünden oldukça zenginken, bilgisiz avlanmalarda kuş türleri azalmıştır. 1930’larda talgan kuşunun kürkünün Avrupa’ya satıldığını bugün şaşarak öğreniyoruz. Bölgede tüfekçiliğin çok gelişmesi, kuşların azalmasına yol açmıştır. Gölün Milli Park olarak değerlendirilmesi eskiyi ve doğayı yok eden bu bilinçsiz gidişi önleyecektir. Kızkulesi Adası, bir kuş cenneti gibidir. Fakat ne yazık ki, yumurtaları toplanan kuşların türleri artık azalmaktadır.

5- KIYI VE KUMSALLARI :
Gölün; doğu ve güney kıyıları sığ, kuzey kıyıları derin, batı kıyıları dik ve derindir. Sığ kıyılarda derinlik, insan boyuna ancak 100 metrede aşar. Sığlık, çalkalanmalarda kıyıların bulanmasına yol açmaktadır. Elverişli kumsallar; güneydoğu, doğu ve kuzeydeki kumsallardır. Üstünler, Karadiken, Bademli kıyıları ile Budak, Kıreli ve Tolca kıyıları en iyi plaj yerleridir.
Kıyılarda henüz çevre ve kıyı kirlenmesi görülmemesi sevinç vericidir.

6- GÖLDE İKLİM
Gölün yaz mevsimi sanıldığından daha uzun ve yumuşaktır. Yağış ve nem az, ısı yeterlidir. Elverişsiz olan daraz denilen rüzgardır. Daraz yazın arada bir eser. Toz kaldıran gölde çalkantı yaratan, sert bir esintidir. Havayı serinletir, sığ kıyıları bulandırır. Sinirleri
kamçılayıcı etkisi varır. Ancak, daraza karşı korunabilir. Göl suyu ısısı düşmediğinden sudan çıkınca korunmak koşuluyla doya doya göle girilebilir. Özellikle bu rüzgar, gölde plaj donanımlarını zorunlu kılmaktadır.

Gölde fırtına ve dalgalar, genellikle kıştan çok yazın görülmektedir. Büyük dalgalar pek görülmez; ancak göl sularını dipten çalkalayan karayel, bazen büyük dalgalar yaratır ve gölün şişkinliği dönemine rastladığında dalgaların köprüyü ve yolunu aştığı görülür.

Beyşehir Gölü’ne yalnızca Temmuz ve Ağustos aylarında girilebileceği kanısı yalgın ise de; gerçekte Haziran başından Eylül sonuna kadar girilebilmektedir.

Göl suyu ortalama sıcaklığı; İlkbaharda 12.4, yazı 21.9, sonbaharda 11.3 ve kışın da 4 derecedir. Son 5 yıllık ortalamalara göre en soğuk ay 2.6 derece ile Ocak ayı ve en sıcak ay da 22.7 derece ile Temmuz ayıdır. Göl, 1975 ile 1976 Ocak ve Şubat aylarında donmuştur. Göl suyunun ortalama ısısı şöyledir: Ocak 2.6, Şubat 5.2, Mart 8.2, Nisan 12.1, Mayıs 17.0, Haziran 21.0, Temmuz 22.7, Ağustos 22.1, Eylül 19.1, Ekim 15.2, Kasım 9.6 ve Aralık 4.3 derecedir. Antalya’da deniz suyunun ortalama sıcaklığı yazın 27 derece olup, denizin gölden yazın yalnızca 5 derece kadar daha sıcak bulunduğu görülüyor. Havaya göre göl, Sonbahar dışında daha sıcak olmaktadır.

7- GÖL ULAŞIMI :
Girintili çıkıntılı ve yer yer bataklık olan kıyılar su yolu ulaşımına pek elverişli sayılmaz. Henüz Merkez ile kıyı köyler arasında düzenli ve sürekli bir yük ve yolcu taşımacılığı gelişmemiştir. Suyolu; balıkçılık, avcılık, kamışçılık da ve adalara hayvan taşımada kullanılmaktadır.

Göl ulaşımı basit, küçük ve ilkel teknelerle olup, bunlar; motor kürek yahut sırıkla çalıştırılan sandal, kayık, salapura gibi güvertesiz, yelkensiz tekneler ile “oluk” ve Sal gibi korkuluksuz taşıtlardır. Bu teknelerin motorluları 20 km hız yapabilmektedir.

Kıyı köylerinden özellikle Tolca’da ve bu arada Gölkaşı ve Kuşluca ile Budak’da kayıkçılık gelişmektedir. Tolca’da kayık yapımcılığı da gelişmiştir. Göl ulaşımının gelişmesi, göl ve adalarının gereğince değerlendirilmesini sağlayacaktır.

 

 

 

ADALARI :
A- TOPLU BAKIŞ :
Beyşehir Gölü Adalar yönünden oldukça zengindir. Gölde irili ufaklı 30’u aşkın ada varsa da belli başlıcaları 26 tanedir. Her biri yöresel adlarla anıldığından bazısı birkaç adla anılır.
Sular boşalınca adalardan bazılarını su üstünde yalnızca tepe kesimleri kalmakta, bazıları ise sulara gömülmektedir. Sular çekilince bazı adalar ortaya çıkmakta ve bazıları da yarım adalaşmaktadır.

Adalardan yalnızca birisi, Kül adası, yığma ve yapay bir adadır. Mada adası ise, üzerinde köy bulunan ve aynı zamanda gölde en büyük olan adadır. Bazı adalarda özel çiftlik evleri bulunur.

Adaların en büyüğü 2820 dekar ve en küçüğü de yarım dekar alanındadır. Biz, 5 dekardan büyükleri tanıtacağız. Çoğunun mülkiyeti Kamunun, birkaç tanesinin de özel kişilerindir. 6 tanesinin alanı 1000 dekardır, 11’inin alanı da 100 dekardan daha büyüktür.
Adalardan, genellikle kıyı köyleri halkı, hayvan otlatmakta yararlanır. Buralara Sonbaharda yılkı hayvanlar atılır, yazın alınır. Bazı adalardan tarım alanı olarak yararlanılır. Bazılarının tepelerinde iyice yoksullaşmış ormanlar vardır.

Bütün adalar Ulaşıma elverişlidir. Hacıakif, Mındıras, Çeçen ve Kızkulesi adalarında tarihi kalıntılar vardır. Adalar, genellikle engebeli olup, bazılarının küçük koy veya burunlarında kumsallar yer alır. Daha çok gölün batı kesiminde kümelenen adaların en büyükleri yine bu kesimdedir. Mada, Eşek ve Kirse adaları Isparta ile (Şarkikaraağaç) sınırları içinde yer almaktadır.

B- ÖNEMLİ ADALAR :
1- MADA ADASI :
Gölün en büyük ve aynı zamanda da üzerinde köy bulunan tek adasıdır. 2820 dekar alanındadır. Mada Köyü, 50 yıl önce kurulmuş bir yörük köyüdür. Camii ve okulu vardır.

Köy, Beyşehir Tolca Köyü’ne bağlı iken Beyşehir’den ayrılarak Şarkikaraağaç Gedikli Çiftliği Köyü’ne bağlanmıştır. Bu ayrılış ile gülün bütünü Beyşehir sınırları içinde iken, küçük bir kesimi Isparta sınırları içine girmiştir.

Adanın seyrek ağaçlıklı iki tepesinin arasında yer alan koyak tarım alanıdır. Ada, Tolca’ya 5, Gedikli’ye 10 km. uzaklıktadır. Halkı davarcılık ile geçinir. Gölün Kuzeybatısında yer alır. Mada tepesi 1345 metre yüksekliktedir.

2- İĞDELİ ADA :
Gölün turizm yönünden en gözde adasıdır. Ayça kumsalı ve koy kumları, kızıl kumlarla kaplıdır. Ancak, kıyıları genellikle dik ve derin olup, kumsalları 10-15 metre insan boyunu alır. En yüksek tepesi 1282 metredir.

İğde ve dut ağaçları gibi, artık meşe ağaçları da çok azalmıştır. Domuz yaşar. Özellikle komando kamp yeridir. Hayvan otlatmada yararlanılır. Ada, 3020 dekar alanındadır.

Sarp kıyıları kaya midyeleriyle örtülü bulunduğundan iri balıkların beslenme, avlak bölgesidir. Beyşehir’e su yoluyla 40 km., Tolca’ya 15 km. Gölyaka’ya ise 5 km. ‘dir. Adaların en güzeli olup, Üç adalar denilen Orta Ada, Aygır ada ile birlikte eşsiz güzellikte bir boğaz oluşturur.

3- HACIAKİF ADASI :
Alanı 2160 dekardır. Gölün adalar kümesinin güneyinde yer alır. İlçe merkezine 25 km. ve batıdaki en yakın kıyı köylerine yaklaşık 7 km. uzaklıktadır. Tarım ve hayvan otlatma, orman alanıdır. Kocadağ Tepesi 1251 metredir. Kamu malıdır.

Köy kumsallarında kum güzelse de kıyı birden derinleşir.
Dikit-Sarkıtlarla ilginç mağarasının duvarları, tarihi süslerle bezelidir. Ada, yosun ve böcek türleri yönünden de zengin sayılmaktadır.

4- ORTA ADA :
Ortalarında bulunduğu İğdeli ve Aygır Adalarının 200 m. Açığında yer alan bu ada, 2500 dekar büyüklüktedir. Öteki adalarla oluşturduğu boğazlar çok güzeldir. Seyrek ağaçları tepeleri çok güzeldir. Seyrek ağaçlı tepeleri ve tarım yapılan dar bir vadisi vardır. Özellikleri İğdeli adanınki gibidir. Tepesi 1246 m.’dir. Karaada da denir.

5- İÇERİ-DIŞARI ADALAR :
Kes Adaları da denilen bu adalar kümesi, 1645 dekarlık bir alanı kapsamaktadır. Seyrek ağaçlı otlak durumundadır. Kumsalı iyidir. Sivrisi 1134 metredir. İrili Ufaklı 10 adadan oluşur. Köy adaları da denir.

6- AYGIR ADASI :
İğdeli Ada’nın özelliklerini taşıyan bu adada görüntü, hava ve kum çok güzeldir. Hava iç yıkayıcı, rüzgar serin, koylardaki altın kumlar pırıl pırıl ve göl mavisidir. Batı kıyılarında yükselen Anamaslar’ın görünümüne doyum olmaz. Kilise kalıntıları bulunan kıyılarında balık boldur. 10-15 metrelik küçük koylarında yer alan kumsalları birden derinleşir. 1055 dekar alanında olup, Sivrisi 1260 metre yüksektedir.

7- KIZIL ADA :
Alanı 815 dekardır. Kumsalı elverişsizdir. Üstünler’in orta malıdır. Köy kumsalı vardır. Otlaktır, ekilmez. Hamam mezar yapı kalıntıları vardır.

8- ÇEÇEN ADASI :
595 dekar alanındadır. Terkenli, Aşağıağıl, Gavur Adası da denir. Rum Terkenli’den Hazineye ve sonra da Çeçenlere geçmiş olan bu ada üzerinde, tarihi yapı kalıntıları, Çinili Hamam, ambarlar, çiftlik evleri ile bir mağara bulunmaktadır.

Hamam çinileri Konya’da müzeye kaldırılmıştır. Gölkaşı’na 3 km olan adanın eskiden içme suyunun künk boruları ile Yakamanastır’ dan getirildiği sanılmaktadır. Ekilip hayvan beslenen ada seyrek ağaçlıdır.

9- GÖLKAŞI ADASI :
Alanı 565 dekardır. Otlatma alanı olup, sular azalınca yarım adalaşır. Hamam, yapı kalıntıları vardır. Gölkaşı’na 500 metre uzaklıktadır. Çevresi sazlıktır. Söğüt, kavak, dut ve alıç ağaçları vardır. Tepesi 1138 metredir.

10- EŞEK ADASI :
140 dekar alanındaki ada üzerinde tek tük ağaç bulunur. Koy kumsalı birden derinleşir. Tepesi 1139 metredir. Birinci Eşek adası da denir. Ada son sınırlama da Şarkikaraağaç ilçesi içinde kalmıştır.

11- 2. KIZIL ADA :
Kurucuova’nın orta malı olup, kızıl topraklı bu adadan pek yararlanılmaz. Alanı 110 dekardır. Tepesi 1142 metredir. Ekilir ve suları çekilince kumsalı ortaya çıkar. Kurucuova’ ya
5 km.’dir. 2. Kızıl adadır.

12- KARA ADA :
65 dekar alanındadır.

13- TEK ADA :
63 dekar alanındadır. Tepesi 1177 metredir.

14- AKBURUN ADASI :
Alanı 60 dekar, tepesi 1125 ve 1128 metredir. Ömer Çavuş Adası da denir. Eski mezar ve taşları, yapı kalıntıları bulunmaktadır. Hayvan otlatılır.

15- TAŞLI ADA :
Alını 60 dekar, tepesi 1154 metredir.

16- 2. EŞEK ADASI :
Alanı 20 dekar olup, tepesi 1130 metredir. Üç adalar’ın 2 km güneyinde yer alan 2.Eşek Adası ‘dır ve Kum Adası da denir.

17- GEYİK ADASI :
Alanı 15 dekardır.

18- KİRSE ADA :
10 dekar alanındadır. Açıklarında bir kilise (bazılika )kalıntısı vardır. Mada ile arasındaki kanlı Kise boğazı gölün en derin kesimi olup, derinliği 18 metredir. Isparta ili içinde kalan üç adadan en küçüğüdür.

19- KÜL ADASI :
Alanı 10 dekar, tepesi 1138 metredir. Doldurma bir adadır.

20- KELTAŞ ADA :
Alanı 10 dekar, tepesi 1145 metredir.

21- YILAN ADASI :
10 dekar alanında olup, tepesi 1126 metre yüksekliktedir.

22- KIZKULESİ :
Alanı 5 dekar olup, tepesi 1138 metredir. Tarihi kalıntılar bulunan ada aynı zamanda bir kuş cennetidir.

23- KUŞKONDU ADASI :
Mezar Höyüktür. Kesme taştan olan mezarları ve duvar kalıntıları vardır. Sular çekilince ortaya çıkan ada oldukça ilginçtir.

24- MINDIRAS ADASI :
Mağarası, önemli antik kalıntıları vardır.

25- HÖYÜK ADASI :
Güneybatısındaki yalıyarı altı mezarlıktır. Kemik, çanak-çömlek çıkar. Alanı, sular çekilince 20 dekara ulaşır. Üzerinde ekim yapılır.

Bu adalardan başka Gölde çoğu su altında kalan küçük birden çok ada bulunmaktadır. Bunların belli başlıları şunlardır.
26- YAPRAKLI ADA
27- SİVRİ ADA
28- MINDIRA ADA
29- EYLİKLER ADASI
30- ARDIÇLI ADA
31- LADİNLİ ADA
32- CAMIZ ADASI
33- AFRİKA ADALARI

BEYŞEHİR İKLİMİ :
İlçe; Konya İlinin Akdeniz Bölgesi’ne giren kesiminde kalmakla birlikte, Toroslar’ın ardında Göller Yöresinde, başka değişle Akdeniz ile orta Anadolu’nun geçiş kesiminde yer aldığından yörenin göl dolaylarında gecikmiş Akdeniz yahut Akdeniz ardı iklimi özellikleri görülür. Ancak Gölün, yumuşatıcı ikliminden uzak dağlık kesimlerde, karasal İçanadolu iklimi baskındır.

İlçede yazları kısa, serin ve kurak; kışları uzunca, soğuk ve yağışlıdır. Bu da iklimin, Akdeniz ile İçanadolu İklimi arasında özellik gösterdiğinin kanıtıdır.

Ortalama sıcaklık Akdeniz kıyılarından 8-10 derece daha düşük, yaz sıcaklığı azdır. Yazları yağış düşer. Kışları ise, karlı ve biraz daha donlu geçer. İlk ve Sonbahar kısa olur, kış ve yaza geçiş birden biredir. Geç gelip geç giden kışlar, 15 Kasım’da başlar ve Nisan’da sona erer.
İlçede Meteoroloji istasyonu ve buna bağlı ölçüm merkezleri bulunmaktadır. İklimi oluşturan, sıcaklık, nem, yağış ve rüzgar etkenlerini inceleyelim.

A- SICAKLIK :
Beyşehir’de sıcak aylar biraz Haziran ayı ile Temmuz, Ağustos ve biraz da Eylül aylarıdır.

Beyşehir’de yıllık ortalama sıcaklık 11.2 derece olup, yıllık yüksek sıcaklıklar ortalaması 17.5 ve yıllık düşük sıcaklıklar ortalaması da 4.6 derecedir. Yılların yüksek sıcaklık ortalaması 15.4 (1977’de) ile 18.8 (1968’de) dereceler arasında oynamıştır. Yılların en yüksek sıcaklık ortalaması ise 29.5 (1941) ile 36.6 (1972 ) dereceler arasında yılların en düşük sıcaklık ortalaması da 10.0 (1963) ile 25.1(1942) dereceler arasında oynama göstermiştir. Yıllar içinde sıcaklığı 25 dereceyi geçen günler sayısı 72 ile 126 gün ve 30 dereceyi geçen gün sayısı da 4 ile 49 gün arasında değişmiştir.
Yıllık sıcaklık ortalaması İlkbahar’da 9.9 yazın 21.4, Sonbahar’da 12.2 ve Kışın da 1.7 derecedir. Her ayın normal sıcaklık ortalaması şöyledir: Ocak 0.2, Şubat 1.6, Mart 4.9, Nisan 10.2, Mayıs 14.8, haziran 18.7, Temmuz 22.2, Ağustos 23.2, Eylül 17.2, Ekim 12.2, Kasım 7.2 ve Aralık 5 derecedir.

Yıllar içinde yılda ortalama 119.4 açık gün ve 86.6 kapalı gün gözlenmiştir.

 

B- NEM :

Yıllık ortalama nispi nem % 63 olup en düşük %8, en yüksek %97’dir.
Kırağılı gün sayısı yıllık ortalama 39.1 gündür. En erken ekim ve En geç de Mart’da kırağı düşer.

C-YAĞIŞ :
Yağışların %38’i İlkbahar, %31.9’u Kış, %18.2’si Sonbahar ve %11.8’i yaz aylarında düşer. Yılın en çok Aralık ve en az Ağustos Aylarında yağış görülür. 24 saat içinde en çok yağışın Ekim ayında alındığı gözlenmiştir. Kış ve İlkbahar aylarında daha çok yağış düşer.

Yıllık Ortalama Yağış 556 ml. En çok 7l5 ml, en az da 302 ml olarak görülür .

Karla örtülü günler, Ocak, Şubat ve en geç de Nisan aylarında görülür. Dağlık yükseltiler en çok kar alır. Karla örtülü gün sayısı en çok 41’dir. İlçede ortalama kar kalınlığı 25-30 ve en yüksek kar 45 cm.’dir. Bunlarda, bölge ikliminin Akdeniz’den çok, İçanadolu’ ya
Benzediği gösterir. Don Olayı, en erken Kasım başında en geç nisan ortasında görülür. En az 56 ve en çık 119 gün don olur. Dolulu günler ortalama bir gündür.

Yıllık ortalama yağış 456.6 mm. Olup, yıllık en çok 715.7 mm. Yıllık en az 302.6 mm. Günlük en çok 73.4 mm olmaktadır.

D- RÜZGAR :
İlçede en hızlı rüzgar güneybatı ve güneydoğudan Nisan ayında 13.9 m/sec. hızında eser. Bir yıl içinde 137 gün, rüzgarlıdır. Rüzgarlar, en çok Ocak, Mart, Nisan ve Haziran aylarında görülür. Ürünleri kurutucu güney rüzgarı (Samyeli) arada bir eser.

Lodos (bozyel, akyel) güney veya güneybatıdan esen ve sıcaklık getirir. “Lodosun gözü yaşlıdır” denir. Poyraz (Kışpoyrazı, yazpoyrazı) kuzeydoğudan eser; soğukluk getirir. Karayel (Keşişleme) Kuzeybatıdan eser; sert olan bu yel, yağmur ve kar getirir. Yıldız Kuzeyden, yıldız karayel ise kuzey ile kuzeybatı yönünden eser. Gölden uzaklaştıkça yumuşak iklim sertleşir.

Ormanlık alanlarda güneybatı rüzgarları egemen olup, nemi bol olan bu rüzgarlar güneyden yükselerek gelip, Kartoz ve dippoyraz dağlarından geçerken taşıdıkları nemi bırakırlar. Beyşehir Ovası’nın yağışı bu yüzden kesilir. Oysa, Seydişehir için bu engelleme olmadığından Küpe Dağı, Konya İli’nin en yüksek yağışını alır. Yazın, kuzeydoğu (Karayel) rüzgarları da gölden aldıkları nemi Anamaslar’a taşıyıp bırakırlar. Toroslar’dan inen lodos güneyde ılımanlık yaratır.

Havada değişme hareketleri en çok ocak ayında görülür. En durgun hava Temmuz ayına rastlar.

BEYŞEHİR’İN TARİHİ :
Beyşehir’in tarihi, milattan önce 6000-7000 yıllarına (Neolitik Cilalı Taş devrine kadar çıkar.) M.Ö.2000-1200 yılları arasında Hititler, Eflatunpınar ve Fasıllar da ölmez eserler bırakmışlardır. Bu yıllarda bölge Asur Devletinin zaman zaman istilasına maruz kalmıştır. M.s.1200 yıllarında Firigler, bölgeye hakim olmuş, bunu takiben Pisinya adında bağımsız bir devlet kurularak bölge PSİDYA adıyla anılmıştır. VII. Yüzyılda LİDYALILAR, 546’da PERSLER, 333’de Büyük İskender ve M.Ö.120’de bölge ROMALILAR’ın eline geçerek daha sonra DOĞU ROMA’nın (Bizans) hakimiyetinde kalmıştır.

M.S. 1071 Malazgirt seferinden sonra SELÇUKLU TÜRKLERİ’nin İdaresinde kalan Beyşehir, Anadolu Selçukluları devrinde çok önem kazanmış, Sultan Alaaddin KEYKUBAT “Eyrinaz Gezisi” mevkiinde (Şimdiki Gölyaka Kasabası ) Kubad-Abad şehrini kurarak burayı ikinci başkent yapmıştır. Anadolu’yu 1243 yılında Moğolların istilasından sonra EŞREFOĞLU SEYFETTİN SÜLEYMANBEY, SÜLEYMANİYE (BEYŞEHİR’İ) şehrini kurmuş ve buradan bağımsızlığını ilan ederek, Eşrefoğlu Beyliği’ni meydana getirmiştir. Bağımsızlığını ilan ederek, EŞREFOĞLU BEYLİĞİ’ni meydana getirmiştir. Beyliğin sınırları içinde bugünkü AFYON, BOLVADİN, EMİRDAĞ, YALVAÇ, BOZKIR, ŞARKİKARAAĞAÇ, SEYDİŞEHİR’de girmekte idi. Beyliğin 65 kasabası ve 70.000. süvarilik askeri gücü vardı.

Eşrefoğlu Beyliği II. Mehmet Bey Devrinde 1326 yılında Moğol Kumandanlarından ÇOBANOĞLU DEMİRTAŞ tarafından yıkılmış, ancak hakimiyet moğol kumandanlarından Eşrefoğullarına bağlı İSMAİL AKA tarafından devam ettirilmiştir. İSMAİL AKA’DAN sonra hakimiyet ve istikrar bozulmuş Beyşehir ve havalesi HAMİTOĞULLARI ‘nın hakimiyetine girmiştir. Zaman içerisinde Beyşehir KARAMANOĞULLARI ile OSMANLILAR arasında defalarca el değiştirmiş, nihayet 1476 yılında FATİH SULTAN MEHMET HAN tarafından kesin olarak OSMANLI hakimiyetine katılarak KARAMAN EYALETİ‘nin bir sancağı yapılmıştır. Sancak Merkezine Seydişehir, Bozkır, Şarkikaraağaç ve Ilgın kazaları bağlanmıştır. Nihayet 1872 yılında ŞEHİREMİNLİĞİ bugünkü Belediye durumuna dönüştürülmüştür.

İstiklal Savaşında Bozkır İsyanının sarsıntısını atlatan, Beyşehir, SÜLEYMAN SIRRI BEY, EĞİRLER’li ALİ ÇAVUŞ, ÇEÇEK BEK SULTAN, ARKADAŞLARINCA KUVA-İ MİLLİYE TEŞKİLATI’NI kurarak Eskişehir – Kütahya Muharebelerinde Beyşehir, Sancakbeyi MİRALAY NAZIMBEY (ŞEHİT) komutasında savaşmıştır.

BEYŞEHİR’İN TARİHİ ESERLERİ :
Beyşehir ve çevresi tarihi eser bakımından olukça zengindir. Bilinen bir gerçektir ki, tarihi eserler bulundukları yerin milli tapularıdır. Beyşehir ve çevresindeki tarihi eserleri
şöylece sıralayabiliriz:

A- GAYRİ İSLAMİ DEVİRLERE AİT ESERLER:
1- KISTIFAN HÜYÜĞÜ: Cilalı Taş Devrine ait olup, Kanadalı ve Türk ilim adamlarınca kazılar yapılmıştır.

2- GÜNDOĞDU HÜYÜĞÜ : Beyşehir’e 17 km uzakta, Konya yolu üzerindedir.
3- EFLATUNPINAR (HİTİT ÇEŞMESİ ANITI) : Beyşehir’in kuzeyinde 5 km mesafede, Sadıkhacı Köyü sınırları içinde olup, Hititlerin önemli kutsal şehirlerinin birinin bize kadar gelebilen önemli dinsel bir anıtıdır.
4- BEŞİK KAYASI (HİTİT TANRI HEYKELLERİ ) : Beyşehir’e 18 km mesafedeki Fasıllar Köyü’nde olup, (Mistia Şehri) 7 metre uzunluğunda yekpare kayaya oyulmuştur. Bir
örneği Ankara ANADOLU MEDENİYETLERİ

5- EREKİLİT KİBELE TAPINAĞI : Doğanbey nahiyesi yakınındaki Erenler Dağı’nın zirvesinde bulunan açık hava tapınma yeridir.

6- LUKYANUS ABİDE VE KİTABESİ: Fasıllar Köyünde kaya yüzüne oyulmuş, at kabartması ile ünlüdür.

7- HERAKLİS LAHDİ : Yunuslar (Papa-Tiberi Epolis) Köyünde bulunarak Konya Arkeoloji müzesinde sergilenen ünlü lahittir.

8- HACIAKİF ADASI MAĞARA YERLEŞİMİ VE TAPINMA YERLERİ: Milli Park konumunda olan adanın bilhassa mağarası sarkıt ve dikitleri ile ünlüdür.

9- KUBAD-ABAD YÖRESİ ESKİ YERLEŞİMLERİ : Bölge M.Ö.’ye dayanan bir yerleşime sahip olup, civardan çıkarılan eserler GÖLYAKA KÖYÜ (Hoyran) İlkokulu bahçesinde bulunmaktadır. Genellikle eserler ilk hıristiyanlık devrine ait yüksek kabartmalar şeklindedir.

10- AKBURUN KÖYÜ KÜP MEZAR ANITLARI : Akburun Köyü yarbaşında bulunup, belli bir plana göre yerleştirilmiş küp mezarlar gölün dalga tahribine açık olarak korumasız haldedir. Küp mezarların geç Hitit devrine ait olduğu sanılmaktadır.

11- KIZILCAKÖY ANITSAL YERLEŞİMİ : Hitit ve Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen yerleşim kalıntılarıdır.

12- MANASTIR KARA SAZ YERLEŞİMİ : Göl kıyısında M.Ö.’ ki yıllara ait olduğu tahmin edilen yerleşim kalıntılarıdır.

A- İSLAM TÜRK DEVRİNEAİT ESERLER:
1- KUBAD-ABAD SARAYI :Selçukluların 2.başkenti olup, Beyşehir Gölünün batısında Eğrines gezisinde SULTAN ALAADDİN KEYKUBAT tarafından emiri VEZİR SAADETTİN KÖPEK’e yaptırılan üç saraydan müteşekkil olup halen Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan ARIK başkanlığındaki bir heyetçe kazı ve incelemeleri devam etmektedir.
Bulunan eserler Konya Karatay Müzesinde sergilenmektedir.

2- EŞREFOĞLU CAMİİ :1296 yılında Eşrefoğlu Seyfettin Süleymanbey tarafından emir İSA isimli bir mimara yaptırılmıştır. Anadoludaki Selçuklu karakteristik ahşap direkli camilerin dört örneğinden biri olup, en büyüğü ve en gösterişlisidir.
Taç kapısı üzerindeki “Vakfiye Kitabesi” ile ünlüdür.

3- EŞREFOĞLU TÜRBESİ :1302 yılında ölen Seyfettin Süleyman Beyin hanımı için yaptırılmıştır. Kendi ve oğlu I. Mehmet Bey’de buraya gömülmütür. Türbe ve tavanındaki firuze renkli çinileri ile ünlüdür.

4- BEZZAZLAR HANI :(Bedesten) Anadoludaki ilk ticari yapıdır. Bölge müzesinin burada açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

5- İSİMSİZ TÜRBE :Eşrefoğlu Külliyesi içinde olup, Osmanlı Sancak Beylerinden Mustafa Beyin babasına aittir.

6- ÇİFTE HAMAM :Eşrefoğlu Mahallesinde külliye yakınında olup, yıkanma ve su tertibatının orjinalliği ile dikkat çeker. Son yıllarda restore edilmiştir.

7- DEMİRLİ MESCİD :Eşrefoğlu Mahallesinde Karamanoğullarından İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.

8- İSMAİL AKA (AĞA) MEDRESESİ :Beyşehir Hakimi İsmail Ağa tarafından Caminin batısında inşaa ettirilmiştir. Halk arasında “TAŞ MEDRESE” olarak bilinir. Süt Dede denilen İsmail Ağa’nın türbesi de buradadır.

9- BAYINDIR CAMİİ :Selçuklu ahşap direkli camilerindendir. Minaresinin orijinalliği ile dikkat çeker.

10- KALE KAPISI :İki kapılı Beyşehir Kalesinin halen sağlam vaziyette olan doğu kapısıdır. Kapı üzerinde biri kaleyi ilk yaptıran Eşrefoğullarına diğer ikisi de kaleyi tamir ettiren IV Murat devrine ait üç kitabe bulunmaktadır.

ÖTEKİLER : Beyşehir’de bunlardan başka daha pek çok Türk sanat eseri vardır. Bunlardan özellikle Bayındır, Köşk, Çavuş ve Kıreli Camileri nakışlı tavan süslemeleri, oymalı dikme balıkları yönlerinden başta gelirler. Önemlileri tarih bölümünde tanıtılmış olan bu sanat eserlerinin sayılanlardan başka Emen, Gölkaşı, İmrenler, Aşağıesence, Çukurkent, Avdancık, Hüyük, Üzümlü, Bayafşar Camii ve mescidleri belli başlılarıdır. Ayrıca Beyşehir Regülatörü’nü 1908 – 1914 yılları arasında Konya Ovası Sulama Şebekesi ile birlikte 850.000. altına, Konya Valisi Avlonyalı Ferit paşa, Anadolu Osmanlı Demiryolu ortaklığına yaptırmıştır. Hem Göl Çayı arasında baraj ve hem de Beyşehir’in kuzeyi ile güneyi arasında bir köprü görevi yapan regülatör, düzgün kesme taşlardan sanatlı ve gösterişli bir biçimde yapılmıştır.

TURİZM :
Beyşehir ve çevresi tarih ve tabiatı ile bir turizm cennetidir. Doğal yönden bir Milli Pak, arkeolojik yönden de bir açık hava müzesi hüviyeti taşır. Bunun içindir ki tarih ve tabiat iç içe yaşar.

İlçe ve çevresi özellikle Göl nedeni ile uzun yıllardan beri yoğun ve önemli bir yerleşim bölgesi olagelmiştir. Her yerinde, taşında toprağında tarih ve efsaneler yazılıdır. Bu yüzden İçanadolunun en güzel ve şirin bir köşesidir.

Son yıllarında ülkemizi ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin büyük çoğunluğunun ilgisini çeken Antalya ve yöresine geçiş Beyşehir üzerinden yapılmakta olduğundan, kendine verilen değer daha da artmaktadır.

Tarihi bir anıt niteliği taşıyan Konya ile Antalya arasında tabii bir köprü olup her iki bölgedeki medeniyetlerin örneklerini taşır. Çok yakın bir gelecekte başta çevresindeki Konya, Seydişehir, Şarkikaraağaç gibi yerleşim birimleri ile tüm yurttan gelen turistlerin dinlenme merkezi olacaktır.

Bir cümle ile anlatmak gerekirse, Beyşehir bir yeryüzü cenneti gibidir. Doğal güzellik adına ne varsa hepsi Beyşehir’de bir aradadır.

Fakat ne yazık ki; çevresi 120 km olup, çevre yolu bulunan gölün çevresini dolaşabilmiş ve hele göldeki otuzu aşkın adalara çıkabilmiş olan ilçeli pek azdır. Bunun gibi, bu güzellikleri değerlendiren yalılar hatta çardaklar bulunmadığı gibi, kıyılarda park, bahçe ve gazinolar da açılmamıştır.

MANZARALAR :
1- GÖRÜNÜM : Beyşehir’in güzelliklerini tam anlamı ile anlatabilmek için ressam ya da şair olmak gerekir.

Beyşehir Gölü; Doğu kıyılarını süslediği Beyşehir’in batısında engin maviliklerle uzanır. Bu göz alıcı mavilik; batı ufkunda 16 km balkıdıktan sonra adaların yeşilliklerini aşıp Anamasların yeşilliği ile bütünleşerek göğün maviliğine karışır.

Bu eşsiz manzara, adalarda ve karşı kıyılarda bir başka güzeldir. Nitekim Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, hayran kaldığı karşı kıyılarda ikinci başkent edindiği ünlü Kubadabad kentini kurdurmuştu.

2- GURUP : Gün batarken, güneş soyunup mavi gölde yıkanır; ışıldayıp gözlerinizi kamaştırır, ürpertip içinizi yakar. Eğer günbatışını Beyşehirden izliyorsanız, karşıda Anamas Ormanları’nda yangın çıkmış gölü tutuşturmuş da göl yanıyor sanırsınız. Göl suları, kızılın yüzlerce ışıltısıyla renge kesilmiştir. Bu nedenledir ki, Beyşehir Gölü Gurubu, renk ve batış süresi yönlerinden, dünyada birinci derecede guruplardan sayılmaktadır.

Bu eşsiz güzellikleri Yakamanastır’dan izlemelidir. Bazen yanan maviliğin göklerini ebemkuşağı kuşatır, her yan renk kesilir. Gönül esrir, insanın, bu rengarenk ortam içinde kanatlanıp da uçası gelir.

Geleler dingin gölde yakamozlar balkır. Kıyılardaki tüm ışıkların gölün içine düştüğünü sanır, bakakalırsınız. Ay ışığında göl altından bir ayna gibi parıldar.

3- MESİRELER :
İlçede kır eğlentisi ve gezintisine elverişli yerler oldukça boldur. Beyşehir’in tanınmış ve gözde piknikleri genellikle Beyşehir Akseki yolu üzerinde yer alır. Gölün kuzeydoğu ve batı kıyılarında da mesirelikler boldur. Göl Çayı boyu, İskender, Afşar ve Kosti Bahçeleri ile birçok akarsu boyları güzel piknik yerleridir. Orman manzara ve soğuk suyun içiçe olduğu Yakamanastır pikniği oldukça güzeldir. Ayrıca gölün bir çok adası ile Anamaslar üzerinde eşsiz piknik ve kamp yerleri vardır. Bunların yanında ilçenin çeşitli yörelerinde birbirinden güzel pek çok mesirelikler bulunur.

4- KUMSALLAR :
Gölün özellikle doğu kıyıları plaja elverişli kumsallardır. Bazı adalar üzerinde de güzel koy kumsalları bulunur. Karadiken ve Üstünler Kıyıları ile Yeşildağ sarpça kıyılarında ve Kuşluca, Budak, Kıreli ile Tolca Kıyılarında koy ya da burun kumsalları vardır.

ILICALAR :
İlçemiz jeotermal faylar üzerinde bulunduğundan, pek çok yöresinde, halkın “sıtmapınarı “ dediği şifalı sular ve ılıcalar bulunmaktadır.

KAPLICALAR :
Beyşehir’de Yeşildağ çamurluğu kaplıcası vardır. Ayrıca Köşk Hamamı ve Çavuş Kaplıcaları İlçemizden ayrılan Hüyük ilçesi sınırları içerisinde olup, şehrimize çok yakındır.

YEŞİLDAĞ ÇAMURLUĞU: Kaplıca, geçirimsiz tabaka üzerinde oluşmuş olup, su sıcaklığı 33 derece ve debisi saniyede 1.2 litredir. Birleşiminde kalsiyum, magnezyum, sodyum, ve karbonat gibi maddeler bulunur. Romatizma, siyatik, lumbago, cilt ve deri hastalıklarına iyi geldiği gözlenmiştir.
Üst katmanlarda soğuk su ile karışması önlendiğinde suyunun mineral ve jeotermal önlerden değerleneceği saptanmıştır.
Yerden kaynayan sıcak suyun oluşturduğu bataklıkta çamur banyosu yapılarak yararlanır.
Yörede Ünlü olan çamurluk son yıllarda önemsenmiş ve yeni bir motel ile kabinler duşlar yapılmıştır.

ŞİFALI SULAR :
İlçemizde pek çok şifalı su kaynağı vardır.

a) Doğanbey Bereket Suyu :
Doğanbey Belediyesince şişelenerek yurt ölçüsünde pazarlanan Bereket suları çok beğenilen ve yurdumuzda en çok içilen şişe sularındandır.

b) Sevindik Suyu : Ağaçlılık bir yörede dibi mermerli, üstü açık bir havuzun içinde kaynayan suyun, sıcaklığı 20 derece debisi de 40-50 lt/sn olup acı alkali, bikarbonatlı içime elverişli bir sudur. İçimi Karaciğer ve safra yollarında etkili bulunmaktadır.

KONAKLAMA VE TESİS İMKANLARI :
Günümüzde turist, artık yalnız doğal güzellikler ile görümlük eserler, konukseverlik ve güler yüz görmekle yetinmemekte, aynı zamanda elverişli bir ulaşım yanında konforlu, güvenli, ucuz ve temiz oteller, lokantalar ve benzeri donanımlar istemektedir. Ayrıca plajı bulunan ilçemizde turistin, göl güneş ve kumdan en iyi yararlanmasını sağlıyacak donanımlar da gerekmektedir. Öyle ki günümüz turisti artık keyfine düşkün bir konuk, rahatına düşkün bir yolcudur.
1- OTELLER : İlçe otelleri çoğunlukla üçüncü sınıf otellerdir. Lüks ve birinci sınıf oteller yoktur.
2- MOTELLER: İkinci sınıf turistik belgeli Dilayla Moteli, Üstünler Plajı kıyısında kurulmuştur. 3 katlı olan 28 yataklı ve lokantalı motel, 350 dekarlık bir mokamp alanı içindedir. Turizm sezonu başında aileler motelde bir-iki haftalığına kalmak için sıraya girmektedir. Plajının; suyu kumu ve güneşi ünlüdür. Son yıllarda uluslar arası turizm acentalarının mola yeri olmuştur .
Üzümlü Pınarbaşı Motelinden gereğince yararlanılmaz.
Yeşildağ Çamurluk Moteli tamamlanmak üzeredir. Bademli Moteli aynı adlı plajda kurulmuştur. Ancak işletilemez.
İlçemizde pek çok kamping varsa da bunlardan da henüz yeterince yararlanılmamaktadır.

3- LOKANTALAR : İlçemizde lokantacılık gelişmiş sayılabilir. Çok sayıda lokanta ile kebap salonu ve pastane vardır. Ekmek fırınları yanısıra 3 tane de ekmek fabrikası açılmıştır.

4- İlçemizde kahvehane dışında genel yerler yetersizdir. Mehmet Akif Ersoy Parkı ile Belediyenin yapmış olduğu Kültürpark en önemli dinlenme yerleridir. Bununla birlikte küçük park yerleri de mevcuttur. Göker Restaurant İçkisiz dinlenme yeri olarak, Dilayla ile Eflatunpınarı ise gazino olarak hizmet vermektedir.

ULAŞIM :
İlçemizde ulaşım ağı yeterli düzeyde olup, önemli bir kavşak ve uğrak merkezi olan Beyşehir’de Trafik oldukça yoğundur. Belediyemizce yeni yaptırılan Yeni Otogar binamız faaliyete geçmiş olup, uçan bir martıyı andırmaktadır. İlçemize bir 100 yıl sıkıntı yaşatmayacak büyüklükte inşa edilmiştir. İlçe merkezinden sürekli olarak Konya ve Seydişehir yörelerine otobüs kalkmakta olup, ayrıca İzmir, İstanbul, Ankara ve Antalya İllerine günde aktarmasız iki otobüs seferi olmaktadır.

Petrol İstasyonları yeterlidir. Oto bakım ve onarım atölyeleri çok sayıdadır.

 

GASTRO EKONOMİSİ :
Yer sofrasında ortak kaptan yeme, ocakta pişirme gelenekleri yaygındır. Salçalı yemekler yeğ tutulur. Göl çevresinde balık, bazı yörelerde haşhaş mutfağı zengindir. Kiler erzakının başlıcaları, bulgur, tarhana, erişte, nişasta, salça, turşu, keşkek, pekmez ve kurutmalardır.

Yöresel yemek ve yiyeceklerin başlıcaları şunlardır. Badırık, kısır, bulamaç, gölle, göbedek, pişi, kömbe, katmer, su böreği, çokratma, haşhaş helvası, bazlama, saçarası, kıvrım, oktan çekme , haşhaş kömbesi, haşhaş helvası, pekmez helvası, pekmez sucuğu, pekmez ekşileme, şıratarhanası, tarhana çorbası, kakırdak, kavurma, darık, papazyahnisi, cılbır,
meyre, arapaşı, kalburbastı, sılgıç, mıkla, kaygana, soğanaşı, holuçka, tirit, palüze. Bunların yanında çeçen yemekleri olarak da höşmerim, şeplik, hırgılıj, detdağ, detkudur, hudur, hatmış, ve galmukçayı sayılabilir.

 

 

 

BEYŞEHİR’İN EKONOMİSİ :
Beyşehir ve çevresi sanayi kuruluşları ve fabrikalar yönünden zengin sayılır. Bölgede Etibank tarafından kurulmuş Seydişehir Alüminyum Fabrikası ile Şarkikaraağaç Barit Üretim tesisleri bulunmaktadır. Ayrıca özel sektör tarafından kurulmuş Betusan, Beysan, Tatlıcılar tuğla fabrikaları faaliyette olup 2 adet de inşaat halinde olan tuğla fabrikası mevcuttur. Beyşehir Organize Sanayi Bölgesinde İttifak A.Ş. ‘nin kurmuş olduğu bir adet Yem Fabrikası mevcuttur.Bundan başka Beyşehir’de 2 adet un fabrikası mevcuttur.
Yukarıda sayılan büyük kuruluş ve tesislerdenbaşka atölye faaliyeti gösteren pek çok sanayi kuruluşu mevcuttur. Bu kuruluşlar oto tamirhaneleri oto kaporta atölyeleri, doğrama ve kereste atölyeleri, büz briket imalathaneleri, torna tesviye atölyeleri, ziraat alet ve makinaları imal ve tamir atölyeleri, soba imal atölyeleri, metal, profil ve plastik doğrama atölyeleri, mobilya atölyeleri, mıcır şantiyesi seramik atölyeleri vb. kuruluşlardır.

MADENCİLİK :
Bölge, özellikle Linyit ve Barit yönünden oldukça zengindir. Çevrede bunlardan başka krom, prit, limonit, kaolen, mermer ve tuğla kiremit ham maddeleride bulunmaktadır.

A- LİNYİT KÖMÜRÜ :
Beyşehir’de 1978 yılında 100 milyon ton linyit rezervi saptanmıştır. Bilinene göre, yurdumuzun en büyük linyit yatakları Maraş-Elbistan yatakları olup, rezervi 3.146 milyon ton ve kalorisi de 1130/kg’dır. Beyşehir Linyit yatakları, Beyşehir merkez, Bademli ve Karadiken Köyleri sınırları içindedir. Ancak önceden bu üç yörede 80 milyon ton kömür rezervi saptanmıştır. Son yıllarda ilçenin bir çok doğu köyünün altında da nitelikli linyit bulunduğu belirlenmiştir.
İlçede linyit yataklarının belirlenmesi, MTA ‘ca 1938 yılında yapılmış , 1957 yılında arama çalışmalarına geçilmiş ve 1977 yılında yoğun çalışmalar başlatılmıştır.
Kömür bölgelerinden ilçe merkezinde 33.6 Bademli ‘ de 15.6 ve Karadiken ‘de 31.1 milyon tonluk linyit bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca, Gölün bir kesiminin altında da kömür
bulunduğu anlaşılmaktadır. Beyşehir merkez kömür yatakları 4.431, Bademli yatakları l.875 ve Karadiken yatakları da 4.870 km alanındadır.

1978 yılında Karadiken Eşeköldüren yöresi yatakları 1 yıl için deneme işletmesine alınmıştır. Başarılı olunamamıştır.

B- BARİT :
Beyşehir ‘de MTA 3 milyon ton barit rezervi saptamıştır. Önemli iki yatak vardır.
Yalnız bu rezervin bir bölümü ilçemizden ayrılan Hüyük ilçesi sınırlarında olup, ilimen yatakları ilçemiz sınırlarında kalmaktadır. İlimen Köyü’nün Eğrioluk yöresinde yer alır. Arazi: yeşilimsi ve siyahımsı şistler, mermerleşmiş kalkerler ile kireç taşları ve alüvyonlardan oluşmuştur.

C- KROM :
Taşlıpınar, Gencek ve Yeşildağ dolaylarında krom yatakları bulunmaktadır. Bir ara çıkarılan kromlar, Antalya’daki Ferro Krom Fabrikası’na ve Konya Manyezit (Ateş tuğlası ) Fabrikasına gönderilmiş, ancak cevherin içerisindeki silisin fazlalığı şimdilik çalışmaları durdurulmuştur. Yıkama tesisleri kurulabilirse işletmeye geçilebilecektir.

Beyşehir’de bunlardan başkaca, Başlamış Köyü dolayında kalsit ve ilçenin kuzeybatısında demir ile kurşun madenleri bulunduğu saptanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: